
Haber: Kemal Batur
BİNGÖL (AH12) – Ressam Mahmut Celayir, sanat anlayışının temelini doğup büyüdüğü Bingöl coğrafyasının oluşturduğunu belirterek, "Doğduğum köy benim en büyük şansımdı. Çocukluk yıllarında doğaya duyduğum hayranlık zamanla sanatıma dönüştü" dedi. Sanatın yalnızca üretilmesiyle sınırlı kalmaması gerektiğini vurgulayan Celayir, "Sanat üzerine düşünmek, konuşmak ve tartışmak gerekiyor. Ancak bu şekilde kültürel yaşam içinde kalıcı bir yer edinebilir" diye konuştu.
Sivil Gençlik ve Kültür Derneği tarafından düzenlenen "Sanat, Coğrafya ve Kimlik Üzerine: Gölgenin İzinde" başlıklı söyleşide sanatseverlerle buluşan ressam Mahmut Celayir, sanat yolculuğunu, eserlerine ilham veren Bingöl coğrafyasını ve sanatın toplumsal bellekteki yerini anlattı.
"DOĞDUĞUM KÖY EN BÜYÜK ŞANSIMDI"
Çocukluk yıllarından itibaren doğayla kurduğu ilişkinin sanatını şekillendirdiğini belirten Celayir, Bingöl'ün dağlarının, taşlarının, bozkırlarının ve kırsal yaşamının eserlerinde yalnızca bir manzara değil, hafızayı ve aidiyet duygusunu taşıyan temel unsurlar olarak yer aldığını söyledi.
Doğup büyüdüğü köyün sanat yaşamındaki belirleyici etkisine dikkat çeken Celayir, "Her şeyden önce kendimi çok şanslı görüyorum. Doğduğum köy benim için büyük bir şanstı. Çünkü doğası gerçekten çok güzeldi. Resim yapma sürecim de çocukluk yıllarında doğaya duyduğum hayranlıkla başladı. O güzellik duygusu zamanla sanatsal üretimimin temelini oluşturdu" dedi.
"AİLEM HİÇBİR ZAMAN BANA ENGEL OLMADI"
Sanat yolculuğunda ailesinin desteğinin büyük önem taşıdığını dile getiren Celayir, anne ve babasının kendisine her zaman güvendiğini söyledi.
Celayir, "Babam ve annem hiçbir zaman bana engel olmadılar. Çocuklarının okuyup iyi bir meslek sahibi olmasını isteyen ailelerin aksine bana güvendiler. Gaz lambasının ışığında bize bisiklet tamir eder, her konuda destek olurlardı. Bu benim için büyük bir şanstı" ifadelerini kullandı.
"İLK ÖDÜLÜMLE SÜT İNEĞİ VE PLAK ÇALAR ALDIM"
Okul yıllarında kazandığı ilk ödülün hayatında önemli bir yer tuttuğunu anlatan Celayir, ödül parasını hem ailesi hem de kendi ilgi alanı için değerlendirdiğini belirtti.
Celayir, "O dönem için çok büyük bir para olan 10 bin liralık ödül kazanmıştım. Ödülün 2 bin 500 lirasını aileme gönderdim ve köyde benim adıma bir süt ineği alındı. Kalan parayla ise klasik müziğe olan ilgim nedeniyle bir plak çalar satın aldım. Müzik, duygularımın oluşmasında çok önemli bir yere sahipti" dedi.
"'SÜT İNEĞİ VE PLAK ÇALAR' BENİM DÜNYAMI ANLATIYOR"
"Süt İneği ve Plak Çalar" adlı öyküsünün kendi yaşamını ve sanat anlayışını en iyi anlatan metaforlardan biri olduğunu söyleyen Celayir, "Bir tarafta kırla, toprakla ve köklerle olan bağımız, diğer tarafta ise modern dünyayla kurduğumuz ilişki var. Benim dünyam da zaten bu iki temel üzerine kuruludur" diye konuştu.
"SANAT YALNIZCA SERGİ AÇMAKLA SINIRLI KALMAMALI"
Sanatın kültürel yaşamda kalıcı olabilmesi için yalnızca eser üretmenin yeterli olmadığını vurgulayan Celayir, şunları söyledi:
"Bugün sanat üretiyoruz ancak bu üretimin kültürel dokuda kalıcı bir yer edinmesi için farklı mecralara taşınması gerekiyor. Sadece sergi açmak ya da eserleri göstermek yeterli değil. O eserler üzerine düşünmek, söz üretmek, kavramlar geliştirmek ve onları tartışmak gerekiyor. Ancak bu şekilde sanat kültürel yaşam içinde hak ettiği yere oturabilir. Yalnızca görsellikle sınırlı kalan bir sanat üretimi kalıcı bir etki oluşturamaz."



